29 Aralık 2016 Perşembe

KİM 2043 YILINDA DARBE OLMAZ DİYEBİLİR?

                       

2043 Yılında Türkiye’de bir darbe girişimi olmayacağının, olsa bile bunun başarısız olacağının garantisi nedir acaba? Bu soruda 2043 yılının herhangi bir önemi söz konusu değildir. Sadece bugün içinde bulunduğumuz siyasi koşulların dışında olduğumuz ve ne olduğunu da bilmediğimiz bir konseptte neler olabileceğine ilişkin biraz kafa yormak istiyorum. 15 Temmuz Darbe Girişimini yaşamış bir nesil olarak tarih bunun bir daha gerçekleşmemesi için önlemler alma sorumluluğunu bizlere vermekte.

O karanlık gün ile şu an aramızda 4 aya yakın bir zaman var. Bu geçen zaman diliminde OHAL ilan ettik, YAŞ toplantısı gerçekleştirdik, OHAL Kararnameleri ile 100 binden fazla kişinin devletle ilişiğini kestik, Jandarmayı İçişleri Bakanlığına bağladık, binlerce tutuklama gerçekleştirdik, Askeri Liseleri kapattık ve Milli Savunma Üniversitesi açmaya karar verdik. Bu başlıklara irili ufaklı birçok şey eklenebilir. Fakat ne yazık ki önümüze değişmeyen bir gerçek çıkıyor o da devlet olarak panik halinde reaksiyoner bir davranış içinde bulunduğumuz gerçeği.  İktidarının uzun bir dilimi boyunca proaktif politika sergilemekle övünen bir iktidara hiç de yakışmayan davranış ve ruh hali bu. Gerçi Ahmet Davutoğlu Başbakanlıktan el çektirildiğinden beri proaktif kelimesini pek telaffuz eden kalmadı ama o ayrı bir yazı konusu.

2043 yılı gelip çattığında ortalıkta Tayyip Erdoğan gibi karizmatik bir lider olmadığında ve Genel Kurmay Başkanlığı koltuğunda Hulusi Akar Paşa profilinde biri oturmadığı zaman ne olacak? Karizmatik bir liderin ülke yönetiminde olmadığı, milletin de kefenlerini giyinip sokaklara dökülmeye hevesli olmadığı bir zaman diliminde Genel Kurmay Başkanı, ordu içinden bir cunta ya da ordu ve devlet içine sızmış bir X cemaati darbe yapmaya kalkıştığında bunu kim durduracak? Milli iradenin seçtiği hükümeti kim koruyacak?

Benim cevabım şu an ki gidişatıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin 2043 yılında da darbe illetinden kurtulamayacağı yönünde.
Belki de şu an da bir yerlerde toplum dışına itilmiş ve sevgi görmemiş bir profil ileride darbe yapmak için Milli Savunma Üniversitesi’nin açılmasını bekliyordur.
Belki de şu an da görevde bulunan düşük rütbeli subaylar bir köşede ilerde gerçekleştirebilecekleri darbenin beyin fırtınasını gerçekleştiriyorlardır.
Belki de şu an da X cemaati devletin çeşitli kademelerine adam sokmak için planlar hazırlıyordur.
Kim bilir?

Peki bizim 15 Temmuz’dan bu yana aldığımız hangi önlem yeni bir darbeyi engelleyecek? Biz aslında ne yapmalıydık?
Şu an da iliklerine kadar İleri Demokrasi ile yönetilen bu ülkenin demokrasisinin akamete uğramaması için daha ciddi tedbirler almaya muhtaç olduğu muhakkaktır. Ciddi tedbirler ile de elbette ki yasal düzenlemeleri kastediyorum. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin mevcut ve etkin olduğu, farklı siyasi fikir ve görüşlerin dışlanmadığı ve uzlaşmacı bir kültürün siyaset diline egemen olduğu bir ülke olmak zorundayız. Safları sıkılaştıralım politikasını terk etmeli, siyasette seviyeli bir dil kullanmalı, ötekileştirmeden siyaset üretmeli, kendi fikirlerimizi muhatabımıza dayatmamalı ve uzlaşı aramalı, insanların yaşam alanlarına müdahale etmemeliyiz. Bunlara ek olarak da yetiştirdiğimiz askerlerin düşünce kalitesini dünya standartlarına yükseltmeliyiz.

Reçete çok basit gibi görünebilir ama uygulaması mevcut iktidar ve muhalefet için ciddi zorluklar içermekte. Üstelik reçetenin bu olduğunu hatta benim bu yazdıklarımdan daha da iyi reçetelerin olduğunu birçok siyaset yapıcı bilmekte. Vatandaş olarak darbe sonrası oluşan Yenikapı Ruhundan beklentimiz de normalleşmenin el birliğiyle gerçekleştirilmesi ve ortak paydalarda buluşularak ülkenin darbe illetinden tamamen kurtarılması yönündeydi.

Geldiğimiz nokta ise sadece hayal kırıklığı olarak özetlenebilir.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder