3 Eylül 2012 Pazartesi

Blue Valentine: Lö Karşılıksız Aşk


Pek çok insana göre karşılıksız sevgi bir aşk çeşidi bile değildir. Aşkın bir karşılık gerektiren durum olduğunu düşünürler, ancak iki kişi birbirine sevgi duyarsa onun aşk olabileceğine inanırlar. Peki, o zaman karşılıksız sevgi nedir? Birbirini sevdiğini, aşık olduklarını iddia eden çok sayıda insan gördüm ki onların hissiyatlarının toplamı karşılıksız seven birinin çeyreği bile etmiyordu. Dolayısıyla ey okuyucu bu yazının sahibi karşılıksız sevgiyi de aşkın dallarından biri olarak görmektedir bilesin. Bu sebeple zaten bu yazının adı Blue Valentine: Lö Karşılıksız Aşk’tır.


My Sassy Girl filminin dramatik temalı ağlak bir aşk filmi isteyen bünyeme hafif geldiğini söylemiştim size. Böyle internet aleminde sörf yaparken denk geldiğim Womb Filminden sonra bu filme denk geldim ve ikisini de arka arkaya izledim. Womb filmi hakkında da yazacağım elbet ama onun hakkında yazabilmem için önce onu bi sindirmem gerek :)İsmindeki Valentine hedesinden ötürü acaba sikik bir sevgililer günü filmi mi diye şüpheyle yaklaşmadım değil hani bu filme. Lakin rahat olun o tarz filmlerle alakası bile yok film gayet sağlam. Esas sorun sizin ne kadar sağlam olup olmadığınız. Herkesin meşrebine ve o an ki durumuna göre sonuçlar çıkartabileceği bir film bu. Örneğin hali hazırda karşılıksız aşk acısı çeken biriyseniz üstünüzden tır geçmiş gibi hissedebilirsiniz. Evli bir insansanız başka milletten insanlar da bizim gibi kavga ediyormuş deyip farklı bir açıdan da bakabilirsiniz. Ben de bambaşka duygular içinde izledim bu filmi ve spoiler yağmuruna başlamadan önce yazıyı burada terk edeceklere bu filmi şiddetle izlemelerini tavsiye ederim.

 

İş bu yazının kalan kısmı şiddetli spoiler içerir ey okuyucu, gelmiş olduğun satır köprüden önceki son çıkıştır haberin ola :) Filmin oyuncu kadrosu Ryan Gosling ve Michelle Williams’dan oluşuyor desek sadece küçük kız oyuncuya haksızlık etmiş oluruz sanırım :) Bu arada çocuk oyuncunun da tatlı mı tatlı bi kız olduğunu belirtmem gerek mutlaka. Film çiftimizin şimdiki zamandaki durumu ile başlıyor fakat aralarda bu iki insanın nasıl tanıştığı ve nasıl evlilik sürecine doğru gittikleri anlatılıyor. Bu yüzden hikaye iki farklı koldan işliyor. Başlarda sıradan bir mutsuz evlilik filmi izliyormuşsunuz gibi oluyor. Sorumluluk sahibi bi anne, vasat bi işte çalışan alkolik baba ve onların dünyalar tatlısı küçük kızı üzerine kurulmuş ve sonunun mutlu ama insanı salya sümük ağlatan hafiften Sinan Çetin filmi gibi bi şeyler çıkabilir diye Yusuf Yusuf oluyorsunuz. Neyse ki kazın ayağı öyle değil de hikâye çok farklı yerlere savuruyor bizi. Filmin kırılma noktası esas oğlanımızla hanım kızımızın kafa dağıtmak için ucuz bi otele giderken markette esrarengiz bir herifle karşılaşmalarıyla başlıyor. Eleman arabanın 10bin bakımını yaptırırken ve benzin doldururken hanım kızımız da markette yiyecek içecek bi şeyler alıyor. Derken hanım kızımız şapkalı bi elemanla garip bi muhabbete giriyor ve beni çok pis kıllandırıyor. Düşünün yani muhabbetin sonu kadının “ Ben kocama sadığım” demesiyle bitiyor. O şapkalı eleman da çok rahat yani hatun verse oracıkta domaltıp sikecek elleham :) Lan olm bu eleman neydi kimin nesiydi derken zaten hatun arabada şapkalı heriften kocasına bahsediyor ve başlıyor oracıkta bir küçük kıyamet.  Kopan kavga kıyametten ve asıl olarak da kadının kocasına “ dert etme yeaa zaten kilo almış, o tam bir loser” gibi şeyler zırvalamasından bu herifin ne kadan önemli olduğu ortaya çıkıyor tabisi.

 

Future room sahneleriyle beraber başlıyor hikayenin ikinci ve asıl can alıcı noktası. Ryan Gosling abimiz hamallık işine girer ve ev taşıyarak hayatını kazanmaya çalışır. Filmde bahsedildiği gibi potansiyelli bir heriftir bu yahuşuklu deliganlu lakin diğer işçilerle konuşmalarından anlarız ki bu adam iflah olmaz bir romantiktir. Hatta bu sahnelerden birinde “Erkekler kadınlardan daha romantiktir. Birlikte olmak istediği kadın için sonuna kadar mücadele eder ama kadınlar her zaman en iyisini, beyaz atlı prensi kovalar. Erkekler, aşık olur ve daha iyisini bulmaya çalışmaz, onu kaçırırsam tam bir aptalım derler” gibi efsanevi bir replik çıkar ağzından. Sanırım zenci abimizdi o da “ minnak bi amcığın olaydı bu kadar beyinsiz olmazdın” gibisinden bi şeyler diyordu. Filmin bu kısmındaki replikler gerçekten unutulmaz ve çok hoş. Sonra Ryan abimiz bu sarışın hanım kızımızı görür ve çok fena aşık olur. Zaten götün kaşınıyodu olm al sana ilk görüşte aşk dersiniz böylece :) Lakin gel gelelim benim sabahtan beri hanım kızımız dediğim sarışın gacının aslında nasıl bir sürtük olduğu ufaktan ufaktan ortaya çıkar.

 
Zaten güreş takımından sağlam bi pompacı bulmuş olan bu gacı elemanın verdiği numarayı arayıp sormaz bile. Niye arasın ki amq hatun tıpta okuyor mis gibi pompacısı da var ne işi olur ki böyle çar çakalla??? Zaten aşka hiç inanmadığı büyük annesiyle geçen muhabbetlerden anlaşılabilir. Bu kadar çabuk değişebiliyorlarken insan nasıl hislerine güvenebilir ki gibisinden bi şeyler zırvalıyor arada. Orda anlamam lazımdı zati bu gacının tek derdinin ailesinden daha iyi bi yaşama daha elit bi kocaya tav olduğunu. Lakin anlayamadım ne yalan söyleyeyim ey okuyucu. Güreşçi sevgilisinin bunu hamile bırakmasının şokuyla yüzleşirken ve Ryan abimizin göt kaşıntısının inanılmaz seviyelere ulaşması, kızı arayıp bulmasıyla flört etmeye başlar bu iki genç. Ryan’ın aklı resmen başından gitmiştir bu kızın aşkıyla. Kız ise türlü hesaplarda ve götü kurtarmanın derdindedir. Anlamadığım şey bu karının nasıl olup da kürtaj masasından kalktığıdır. Filmin çözümleyemediğim ve bana göre de filmi zayıflaştıran en önemli nokta burasıdır. Sen o kadar sürtüğün önde gideni ol ama gel kürtajı yaptırama. Film kürtaj yaptıran kadınlara bi şeyler mi demek istiyor bilemedim :)

 
Hikayenin bundan sonrası ise Ryan abinin nasıl kendi ağzına sıçtığının ayaklı kanıtıdır neredeyse. Hatuna okey der, evlenelim o çocuk da bizim çocuğumuz olsun der. Kendini yakar adam. Filmde çok hissedilmese de aslında Ryan abimiz de biliyor karının ne mal olduğunu, gözünü hangi hırsların bürüdüğünü ve onunla işi bitince nasıl da kağıt gibi atacağını. Lakin adam aşık işte, 5 dakikalığına bile onunla olsam kardayım diye düşünüyor. Yazık la valla. Tam burada söylenecek sayfalarca dolusu şeyler olmasına rağmen boğazıma bi şeyler düğümleniyor. Hele hele o son sahnesi, arkasını dönüp gidişi insanın içini acıtıyor. Hayata Full mantık açısından bakanlar için kadının haklı olduğu pek çok yön bulunabilir ama işte birazcık da olsa romantik bir hayalperestseniz izleyin ve üzerine düşünün demekten başka çareniz kalmıyor.

4 yorum:

  1. filmi çok güzel anlatmışsın tebrik ediyorum :) bende çocuğun kimden olduğunu bi türlü anlayamamıştım.. :)

    YanıtlaSil
  2. teşekkür ederim :D kız çocuğu da çok tatlıydı yaaa :D tam sevmelik bişeydi.

    YanıtlaSil
  3. ahanda geldim:D

    Filmi çılgıncasına beklemiş, çıkar çıkmaz izlemiş ve gerçekten çok sevmiştim. Mikemmel! hani tagline'ı a love story ya öyle bişe bekliyosun tam da, ama böyle gayet tek taraflı bir şey çıkıyo. nalet olsun:/

    o kız çocuğu dahası babası ile ilişkisi çook güzeldi evet^^

    kafama onlarca bir sürü konuşabileceğim sahne geliyo, akabinde içim burkuluyo kötü hissediyorum. neysee diyip geçiyorum o sebeple=)

    son olarak, karşılıksız sevgi de aşkın dallarından biridir. evet!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hoş geldin joy, maşallah çok hızlısın beter böceği çağırsam bu kadar erken gelmezdi :D

      hele hele filmi de izlemiş olman ortak bi noktamız olması daha da hoş :)) seviyorum ben böyle filmleri yaa. hayat gibi işte, gerçeğin bire bir yansıması gibi çünkü çok var böyle insanlardan. Womb diye de bi film var onu da izlemeni tavsiye ederim.

      Sil