3 Mart 2012 Cumartesi

Zoraki Milyoner, Mayonez, The Hobbit ve Stendhal Sendromu


Aklı başında olan hiçbir insan evladının yakınından bile geçmek istemeyeceği bir yerde Dünyayı Kurtaran Adam rolünde işe girdim ve yeniden mucizeler peşinde koşmaya başladım. Bereket önceden gerçekleştirilmiş birkaç ufak mucizenin verdiği gaz var bünyemde de bu sayede hala uçuk kaçık işler peşinde koşabiliyorum. Neyse amq daha yaşım küçük, idealizm uğruna feda edebileceğim çok yıllarım var daha önümde. Şimdilerde işim başımdan aşkın olmasına rağmen aklımın bir köşesinde hep bloğum hep Diyar-ı Rasskoo’cuğum var. İnanılmaz bir istençle bir şeyler karalamak istiyorum. Hafta sonu bunu gönül rahatlığıyla beceririm diyordum ama eve iş getirmek gibi bir bok yedim :) Lakin artık daha fazla dayanamadım ve huzurlarınızdaki yazı ortaya çıktı. İyi okumalar efendim…



Aslında izlediğim son film olan Rain Man ya da en sevdiğim yazarlardan Charles Bukowski üzerine bir şeyler çiziktirmek istiyordum ama onlara ayırabileceğim sakin bir kafayı taşımamaktayım şu sıralar. Hal böyle olunca da şansımı güncel olandan yana kullanmaya karar verdim. Bu sabah birkaç kere gazetelerdeki “Zoraki Milyoner Köyüne Döndü” başlıklı haber gözüme ve aklıma takıldı. İşin zoraki kısmından dolayı aklıma “Zoraki Kral” yane King Speech geldi ve akabinde başladım yine Akademiye sövmeye. İnception gibi bir film dururken böyle trişka bir filme en iyi film oscar’ı vermek nedir lan?? Bu am.ına koduğumun evlatları “Er Ryan’ı Kurtarmak” filmine de bu adaletsizliği yapmışlardı benim çocukluğumda. Neyse deyip habere odaklanmak istediğimde bu sefer de milyoner kısmından ötürü aklıma Slumdog Millionaire geldi. Hindistan’ı ve orada yaşanan hayat üzerine düşünürken Kemal Sunal’ın Çarıklı Milyoneri sızıverdi düşündüklerimin arasına. Bunun üzerine de 2-3 dakika düşünüp maziyi yâd ettikten sonra lan dedim kendi kendime bizimkiler kesin “Zoraki Milyoner” diye bir film yapmışlardır deyip hazreti google’a sordum. Essahdan da 60’larda böyle bir film yapmışlar. Tanıtım yazısını okudum ama çıkaramadım, büyük ihtimalle hiç izlemedim ben böyle bir filmi. Artık dayanamadım kendime ve de düşünce ishalime şu soktuğumun haberine odaklanıp da sakin sakin okuyayım dedim. 



 Yusuf Akoğlu isimli 73 yaşındaki amcamız 2011 yılının son günlerinde kahvehanede otururken arkadaşlarının ısrarı üzerine seyyar satıcıdan milli piyango bileti alıyor ve hayatı değişir gibi yapıp değişmiyor :) 31 Aralık gecesi yapılan çekilişte sahip olduğu çeyrek bilete tamı tamına 10 milyon lira ikramiye çıkıyor. Yusuf amca ikramiyenin kendisine çıktığını öğrendikten sonra sırra kadem basıyor 2 aylığına. Bu süre zaafında bir yakını vefat ediyor ancak cenazesine bile katılmıyor. Şimdiler de ise köyüne geri dönmüş bu amcam. Sabahları toplam değeri 3 lirayı bulan bir kahvaltıyla karnını doyururken gün içinde yine kahvede oturup spor gazetelerini okuyor, denk gelirse ayakkabı boyacısı çocuğa pabuçlarını boyatıyor ve 2 lira da bahşiş bırakıyor. Hala kırmızı renkli bir Şahin’e binen amcamız bakkaldan aldığı 8-10 bayat ekmekle sokak köpeklerini doyurmayı da ihmal etmiyor. İşte okuduğum haberin aşağı yukarı özeti bu. Şöyle derin bir hassiktir çektim kendi kendime. Böyle bir ikramiye bana çıksa önce bi düşüp bayılır sonra da nasıl am.na koysam bu paranın diye düşüne düşüne de beynimi patlatır, elimdekiyle yetinmez daha fazlasını kazanmak için olmadık işlere girişir tüm paramı batırır kaybederdim. İşte yüce rabbim bunları bildiğinden olsa gerek bana öyle beleş paralar kazandırmıyor :) Fakat burada amcanın tavrına hayran olmamak da elde değil. Her ne kadar detaylarını bilmediğimiz 2 aylık kayıp dönemi olsa da adamın şu an ki yaşamı eskisi gibidir ve mottosu da sikmişim 70’inden sonra çıkan piyangoyudur. Bu ne serinliktir böyle yaa hayran olmamak mümkün değil. Umarım o köye hırsızlar kelle avcıları falan akın etmez de adamcağız huzur içinde ölür. Netice itibariyle bilumum or.spu çocuğunun yaşadığı bir ülkedeyiz adamcağızın başına her şey gelebilir.



 Günün bir bölümünü Zoraki Milyoneri düşünerek geçirdim. Bazen hayallerimde adamı modern bir dervişe bazen de malın tekine benzettim ama sonuç itibariyle üzerine çok düşündüm ve kendimi çok basit, maddiyat peşinde koşan bir adam olarak gördüm. Yusuf amca “insan neyse odur” felsefesinin ayaklı bir örneği değil de neydi yaa amq. Sürekli hayalini kurduğumuz, peşinde koştuğumuz para buydu işte. Kamyon dolusuna sahip olsan da neysen osun. Bir süreliğine Q7 ile gezip kumar masaları üzerinde sarışın hatunlarla threesome yapsan da sen aynı kişisin, kahvede simit çay ile kahvaltı yapsan da sen sensin işte. Ve en önemlisi de sonunda herkes yine olması gereken yerde iniyor bu hayat treninden… Mayonez ise bambaşka bir mevzu olsa da yine bu düşüncelerle örtüşmekte ve kendi aylaklığıma inen bir tokat niteliğini taşımakta. Ev aramakta olduğum için günümün öğleden sonrası sokaklarda ve emlakçı köşelerinde geçti. Her gün alışık olduğum saatten biraz erken olsa da yemek yemeye karar verdim. Dışarda yemek yemesi çoğu zaman sorun oluyor çünkü ne yiyeceğime karar vermekte zorlanıyorum. Bu sefer bu süreci kısa kesmek için önüme çıkan ilk yerde yedim. Allah’tan temiz ve kaliteli bir mekandı :) Çeşit çok olsa da ekmek arası döner söyledim kendime yine süreci hızlandırmak için. Ben böyle nerden eser bilmem ama arada bir yediğim dönere mayonez sıkmak isterim. Bu gün de aynen bu esinti geldi dolaştı durdu kafamın üstünde. Garsondan mayonez istedim, gelen mayonezi ters çevirip salladım sonra tamamen kendine çok acıyan bir insan olmamdan dolayı nasılsa kapağın açmaya yarayan tırnak kısmı gelmemiştir deyip yarım tur elimde döndürdüm şişeyi. Ama o da ne?? Meğerse ilk pozisyon doğruymuş, şişeyi tekrar yarım tur döndürdüm ve açıp mayonezi dönerin üstüne sıktım. Sonra yine aklıma bu zoraki milyoner amca geldi ve kendime ve de yapmış olduğum saçma harekete çok kızdım. Neyin kafasını yaşıyom lan ben?? Nedir bu kendini hep kurban rolünde görmeler, eziklikler, büzüklükler, acınacak haldeymiş insan tripleri falan. Amq bu hayatta bu yaşta bir sürü başarım var, mis gibi ailem var, mis gibi arkadaş çevrem var, mis gibi hayal dünyam var daha neyin derdindeyim ki?? Kendime çok kızdım anlayacağınız. Kendi kendime girdiğim saçma tripten dolayı mayonez şişesini tam bir tur döndürmüştüm. Oysaki şişse bana açabileceğim pozisyonda gelmişti, kadere müdahale edip şansımı artırma salaklığını neden yaptım ki??


 

Yemekten sonra eve geldim ve bilgisayarı açtım başladım ekşisözlük.com ve blogspot.com’da takılmaya. Derken The Hobbit filminin trailer’ına  tıkladım ve onu izlemeye başladım. Zaten Yüzüklerin Efendisi serisinin hem kitaplarına hem de filmlerine bayılan ve de Hobitler kitabını da okumuş birisi olarak trailer’ı izlerken ağzım kulaklarıma vardı. Lakin cücelerin Misty Mountains şarkısını söylemeye başlamalarıyla resmen ürperdim amq. Ruhum bedenimden çıktı ve Orta Dünyaya ışınlandı. 1 saat kadar dünyadan koptum ve hayal alemine daldım. Hobitler kitabını düşündüm, her bir sahneyi yeniden yaşadım ve büyüksün Tolkien usta diyerekten dünyaya dönüş yaptım. Tahmin eder misiniz bilmem ama etseniz iyi olurdu içimdeki yazma isteği iyice azdı ve sonunda dayanamadım, başladım ve gördüğünüz yazıyı ortaya çıktı. Ama bu cümlelerime aldanıp da ohh be bitti amq ne uzun yazı oldu kurtulduk sonunda demeyin boşuna :) Daha “Stendhal Sendromu” var. Bu kısım The Hobbit fragmanı karşısında yaşadığım kitlenme ve uçma halinden dolayı aklıma geldi. Ben askerliğimi yaparken Thor filmi vizyona girmişti. Çarşı izinlerimin tamamında sinemaya gittim ve kafamı dağıttım. Askerdeyken sinemanın değeri bambaşka bir şey oluyor insanın gözünde. Ruhumu temizleyip aydınlığa kavuşturduğum bir tapınak gibiydi benim için. Bu süreç içinde çok film izledim ve Thor bunların içinde en az kaale alınacak olan filmlerden biriydi zannımca. Lakin mesele Thor filmi değil zaten. Bu filmde başrolü oynayan kaslı abimizin bir fotosu eşliğinde Kuzey Güney dizisi için kas yapan Kıvanç Tatlıtuğ’dan ve erkek sendromlarından bahseden bir gazete yazısı okumuştum o geldi aklıma. Yazıda iki sendrom çok ilgimi çekmişti bunlardan ilki Stendhal Sendromu ikincisi ise Koro Sendromu’ydu. Stendhal Sendromunu kendime çok yakın buldum. Stendhal Sendromu muhteşem bir sanat eseri karşısında baş dönmesinden düşüp bayılma raddesine gelmek, halüsinasyonlar görmek ya da düpedüz bayılmak şeklinde tezahür ediyor. Çok entelektüel, çok afilli ve sahibi olunduğunda insana çok pis karizma katan bir sendrom fikrimce. Umarım bende de vardır :) Gerçekten bir Dali ya da Picasso tablosu karşısında kalp atışlarımın hızlanmasına engel olamıyorum. Bu durum okuduğum muhteşem bir kitaptan sonra da başıma gelebiliyor. Mesela Suç ve Ceza’nın ya da Budala’nın beni çok etkileyen kısımlarıyla ilgili biriyle konuşsam otomatikman kalp atışlarım hızlanıyor. Suç ve Ceza’daki Raskolnikov ya da Budala’daki Lev Nikolayeviç Mışkin hızlanan kalbimden fırlayıverip odanın ortasına düşecekmiş gibi hissediyorum. Başımın döndüğü ve etrafımın karardığı da oluyor. Taa çocukluğumda okuduğum ve aslında çok da eğlenceli bir kitap olan Don Kişot’un bile son sayfaları aklıma geldiğinde gözlerim sulanıyor. Oysaki zamanında çokça ağlayarak Don Kişot’un ölümünün ardından tutulması gereken yasa olan borcumu ödemiştim. Ne olur dua edin lan bende Stendhal Sendromu olsun :) Neyse genşler bu yazı boka sarmadan burda bitireyim ben en iyisi, gözlerinize sağlık :)

13 yorum:

  1. Bir gün gözlerim bozulacak bunları okumaktan, hadi hayırlısı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bişe olmaz yaaa asıl okumazsan bozulur :D

      Sil
  2. yaa süper yazmışın!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim bu güzel yorumunuz için :D

      Sil
  3. neden bu kadar uzun bu yazı?
    daha keyifli, kısa olamaz mıydı?

    YanıtlaSil
  4. kelime doğrulama şeysinden var sizde de!Lütfen düzeltin ya da bir daha yorum yaparken 100 kez düşinecem:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. uzun yazdığımı ben de farkettim ama durduramadım kendimi :D gelecek sefer ki yazımı beğenirsin umarım :D

      bu arada kelime doğrulama zımbırtısına ben de gıcık oluyorum :D onu nereden değiştirebilirim bi söylesene?? ayarlara baktım ama göremedim ordan.

      Sil
  5. Okurum;yazılar uzun olsa da okurum, bugün uyuzluğum üzerimde, kusuruma bakma:)
    şimdi...
    kumanda panelinden ayarları, sonra yorumları tıkla..açılan yorum sayfasından yavaaaaşca aşağı doğru in ve oku!

    Yorumlar için kelime doğrulama gösterilsin mi?
    Evet Hayır
    Bu, blogunuza yorum yazan kişilerin kelime doğrulama aşamasını tamamlamalarını gerektirerek istenmeyen içeriğe sahip yorumların azalmasına yardımcı olur. Daha fazla bilgi edinin
    Blog yazarları, yorumlara yönelik kelime doğrulama özelliğini görmez.

    İşte bu uyarıyı görünce hemen "hayır" ın üzerine atla ve "kaydet" e bas:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim ama yeni arayüzle yapamadım yine :D eski arayüzle kumanda paneline girince yapabildim ancak :D

      Sil
  6. Misty Mountains şarkısını sırf merak ettiğim için dinledim,filmi izlemeden..zoraki krallar, vatandaşlar gibi filmler içimizdeki egoyu azdırmış olsada dediğin gibi küt gibi kçmızın üstünde her zamanki yerde oturmakta olduğumuzu zoraki fark ediyoruz sevgili rasskoo..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ne kadar güzel ve anlamlı bir yorum :D çok teşekkür ederim...

      Sil
  7. vay anasını geç gördüm bu yazıyı ama olsun artık. kafanın ordan oraya gidişi süper yaa. evet evet mis gibi hayal gücün var^^

    Dua ediyorum raskolnikow'da Stendhal Sendromu olsun amin. Harbiden çok havalı bişe:D

    Ahh o Hobbit şarkısı nasıl tüyleri tiken tiken edicii. hey yareppim daha da ne kadar zaman var. geçer mi günler acabaa>_<

    neyse sen böyle uzun uzun yazmaya devam et, pek de güzel oluyo^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Duaların kabul olur inşallah :D çok teşekkür ederim bu samimi yorumun için :D

      Sil