5 Şubat 2012 Pazar

İzleyicisine Psikolojik Şiddet Uygulayan Film: La Piel Que Habito

----------Bu kadar uzun yazıda spoiler bulunmadığına inanacak kadar aptalsan lütfen oku :) ----------

Bazı filmlerde erkekler ve kadınlar çok farklı şeyleri beğenip aynı şeyleri beğendiklerini zannedebiliyorlar. Vardır böyle filmler. Ve bu farklar genel tema içinde o kadar ufacık tefeciktirler ki detaylı bi analiz muhabbeti çevrilmezse asla ama asla ortaya çıkmaz. Bana göre Kill Bill buna örnek gösterilebilir. Dişi varlıkların çoğu tüm seri boyunca “Gelin“in aldığı intikam karşısında mest olurken, ben de dahil erkek yaratıkların bir çoğu Kill Bill Vol. 2’yi izledikten sonra “lan Bill’de o kadar göt veren bi adam değilmiş, haklı olduğu noktalar yok değil hani” diyerekten bir acabanın içinde salınıyor. Sanki La Piel Que Habito’da bu tarz filmlerden birisi gibi göründü bana. Film zaten türsüzlüğü ile buna çok elverişli. İçinde barındırdığı çeşitli akımlara rağmen sonuç olarak film benim için bir intikam filmidir. Bir erkek olarak hemcinsimden alınan “yok artık ebenin amı Ali Sami” türündeki intikamı göz ardı etmem mümkün değil. Filmi izleyen ya da izleyecek olan dişiler benim bu fikirlerime katılsalar da büyük ihtimalle filmi bir gerilim filmi olarak niteleyecektir. Çevremden aldığım tepkiler de bunu teyit eder şekilde zaten.

Film ufaktan psikolojik gerilim tadında başlayarak usul usul diğer türlere doğru evriliyor. Hatta ilk başlarda filmin bilim kurgu olduğunu da düşünebilirsiniz. Ben bi ara bu yanılgıya düşer gibi olmadım değil hani. Panic Room tadında giderken film birden bire Irreversible yani Monica Belluci ablamızın deli manyak tecavüze uğradığı “Dönüş Yok” diye bilinen filmine bir göz kırpıp macera türü sapağına sapmayıp tekrardan psikolojik gerilim türüne doğru yöneliyor. Bu dalgalanma bende bir “noluyoz amq” tepkisi uyandırdı pek tabii. Bi de aklıma takıldı herif gerçekten karıyı sikiyor mu diye. Çünkü bu kadar gerçekçi oynayacak bi tip yok adamda. Sanki hapiste on sene yatmış bi adamı film için özel izinle getirmişler de karıyı kucağına al hüplet diye atmışlar gibiydi. Oha amq, ağzım açık izledim lan, bi de tiksindim tabii. Daha sonra araya giren Flashback’lerle filmin gövdesi şekillenmeye başlıyor. O kısımlarda da insan “ulen acaba film şarjördeki tüm mermileri boşalttı şimdi aile dramasına sarıp da adamı sıkıntıdan bayıltacak mı ki” şüphesine kapılabiliyor. Boş yere endişelenmeyin, Almodovar bildiğini okuyor (iyi ki) ve bizi yine ohalardan ohalara sürüklüyor. Filmin süprizini bozmak istemediğim için detaylı psikolojik analiz ya da durum analizleri yapmak istemiyorum bu yazıda. Belki ileride onun için başka bir yazı yazarım. La Piel Que Habito sonuç itibariyle ilginç bir film ve üzerine düşündürüyor. Ben şahsen mideme sıkı bir yumruk yemiş gibi hissettim. Etkisinden kurtulamadım ve hayatımı buna göre şekillendirdim diyebileceğim bir film elbette ki değil :D Ancak yine de piyasada iyi film bulmanın gittikçe zorlaştığı şu günlerde izlenmeye değer bir film. Hem Antonio Banderas’ta oynamakta (hem de iyi oynamış), bu adamı ve filmlerini genel olarak beğeniyle takip etmişimdir. İspanyol erkeği hastası birçok hanım evladımızın da sırf bu yüzden bile bu filmi beğenebileceğini var sayıyorum :)

 La Piel Que Habito “İçinde Yaşadığım Deri” adıyla 30 Aralık 2011 tarihinde vizyona girmiş. Büyük şehirlerdeki üç veyahut beş sinemada en küçük ve en boktan salonlarda gösterildikten sonra vizyondan kaldırılmıştır büyük ihtimalle. 22bin 81 kişi izlemiş toplamda. Bunlar ilginç veriler ve sinemamızın yerelleşmek adına boktan komedi filmlerini gösterebilmek için güzel yabancı yapıtları sürgün ettiğini bize göstermekte. Şu anda The Artist filmini izlemek istiyorum ama Mersin’de herhangi bir sinemada gösterilmemekte. Eskiden Oscar’da makyaj dalında aday gösterilen filmler bile gelirdi. Çeşitliliğin azalması ve tekelleşmenin artması üzücü ama başka bir yazının konusu…

4 yorum:

  1. izleyim döncem gelcem okuyacam ;) :)hep aklımdaydı, erteleye erteleye kaçırdık vizyondan. bu hafta izliyim artık, hazır burda bide bu varken :)

    YanıtlaSil
  2. Milliyet Sanat dergisi yazarlarına binlerce teşekkürümü yolluyorum. Onlar sayesinde filmin sonunu izlemeden öğrendim. Ve 3-5 senede bir yaşanan Almodovar zevkimin içine ettiler. Film boyunca aklıma sonunu getirmemek ve yanımdakiler "Ohha nası' yaa" tepkisini taklit etmek için çalıştım ama, ı ıh olmadı. Nasip kısmet.


    Bad Education filmini seyrettin mi bilmiyorum. Umarım seyretmemişsindir, ben de böyle sap gibi kalmam. Filmi beğendiysen bariz onu da beğeniceksin. Atlamanı istemem. Geleneksel Almodovar günlerimin vazgeçilmezidir. En iyisidir.


    İyi günler o zaman.

    YanıtlaSil
  3. İki kez izledim zamanım olduğunda izleyeceğim filmlerin başında gelir yine de

    YanıtlaSil