8 Şubat 2012 Çarşamba

Hell on Wheels Dırdırı


Malumunuz Cnbc-e 26 Şubat Pazar günü saat 23:00’de Hell on Wheels dizisini yayınlamaya başlayacak. Ntv, cnbc-e ve e2’de bir reklam furyası almış başını gidiyor. Denk gelmemek imkânsız neredeyse. Sıklığıyla ya da reklamının kendisiyle bir derdim yok benim. Bilakis fonda çalan müziği çok sevdim, youtube’dan bulup dinlemeye başladım o kadar çok dinledim ki artık diziyi de izleyim lan ben dedim kendi kendime :) Zaten ilk sezonu 10 bölümcük bişey sevgi pıtırcıkları. Amc kanalı 10 bölüm sipariş etmiş sadece ancak beğeniler üzerine ikinci sezonun anlaşmasını da imzalamışlar yapımcı şirketle. İyi ya da kötü bilinmez ama devamı gelecek o yüzden endişe etmenize de gerek yok, gönül rahatlığıyla izlemeye başlayabilirsiniz. Herhangi bir dizinin ara vermiş olmasından dolayı boşluktaysanız aperatif olarak götürebilirsiniz Hell on Wheels’i.


İş bu yazının konusu benim Hell on Wheels’i izlemem ve onun üzerine dırdır etmemdir. Bundan ötesi her türlü spoiler’e açıktır sonra arkamdan sövüp sayma ey okuyucu :)

 Dediğim gibi dizinin tanıtımında çalan şarkı ki kendisi The Straight Shot tarafından söylenmekte olan Can’t make tears şarkısıdır kafamın içinde dönmeye başladı ve beni bu diziyi izlemeye mecbur bıraktı. Vahşi Batı denen olguyu, sert adamları (cowboy denmekte kendilerine), kızıl derilileri, düelloları, barlardaki eteklerini sağa sola savuştura şavuştura dans eden cillop kadınları, ota boka barlarda kavga çıkmasını ve kavga esnasında çalan o hareketli müziği seven bi adam olsam da öyle bu konuyla ilgili bir sinefil sayılmam. Zaten ben hiçbir konuda sinefil sayılmam amq ama buraya kadar okudunuz bundan sonrasını da okuyuverin işte, hiç mi merak etmiyonuz amq fikirlerimi? Vahşi Batı ile ilgili olarak en çok red kiti izlemişimdir aklımda hep ondan sahneler vardır ve vahşi batı imajı denince sahneler hep o fontta canlanır gözümde. Tabii yıllar önce Atlas dergisinin kızıl derililer ve Amerika kıtasının nasıl yağmalandığıyla ilgili bir sayısını okumuştum o da aklımda baya yer etmişti. Hell on Wheels ki bazıları adını Türkçemize “seyyar ölüm” bazıları da “tekerlekli cehennem” diye çevirmekte bize çok boyutlu bir vahşi batı portresi çizmekte. Bu boyutsal derinliği kazandıran ise tabii olarak dizinin ana karakterleri. Zaten ilerleyen bölümlerde dizi kendi kendisiyle de bu bakımdan dalga geçmekte, elemanlardan biri “şuna bak eski güneyli bir asker, bir zenci ve Hristiyan bir kızıl derili gökkuşağı gibi olduk amq” demekte. Dizi Amerikan iç savaşı sonrası demiryolu yarışının kızıştığı bir dönemde geçiyor. Hal böyle olunca da karakterlerdeki zenginlik ve bunların birbirleriyle aynı ortamda rastlaşması mantıklı bir hale geliyor. Yoksa Güneyli eski bir asker (Cullen Bohannon-esas oğlan), zenci ırgat (Elam-33cm kalın ve damarlı), açgözlü bir kapitalist ( sanki açgözlü olmayanı var amq :) Mr. Durant), İsveçli bir yarma (bunun malafatta 33cm kalın ve damarlı olabilir-Sweet diyorlar bu adama zaten), Calamity jane-özgür kız Nil kırması sarışın bir avrad (şaka lan şaka Calamity’le bi alakası yok bu karının-Lily Bell) ve Hristiyan kızıl derili (çok sikimsonik bi tipi var bu rolü oynayan herifin-Black Moon) bir adamın aynı ortamda rastlaşması çok mantıksız olurdu. Lakin ne yaparsınız kader işte Amerika savaştan çıkmış, zenciler artık köle değil, San Fransisco’nun taşı toprağı altın ve oraya New York’tan gitmek 6 ay sürüyor dolayısıyla demiryolu yapılmazsa o altınları sömürmesi çok zor olacak ve bu lavuk, ilkel kızıl derililer yüzünden batı Amerika hala tehlikeli bir yer.

Dizi Amerika’nın bu haleti ruhiyesi içinde çok karizmatik bir açılış sahnesiyle başlıyor. Dizinin Opening Theme denen hedesini de çok sevdiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Esas oğlanımız Cullen Bohannon’ın iç savaştan kalma bir kuyruk acısı var ve biz onun hikâyesine tanıklık ediyoruz. Tabii bu öç alma girişimlerini izlerken araya serpiştirilmiş ilginç karakterler sayesinde detaylı bir dönem dizisini takip etme olanağı buluyoruz. Bohannon’ın intikamını alması gereken birkaç lavuk beraber Hell on Wheels kasabasında Union Pacific şirketi için demiryolu inşaatında çalışıyor. Dolayısıyla da bizim kahramanımızın da yolu ister istemez bu kasabaya düşüyor. Kasaba diyorum ama ev diye bir şey yok ortalıkta. Herkes çadırda yaşıyor, sokaklarına çakıl bile dökmemişler amq alayı çamur deryasında yüzüyor, yol kenarlarında laleler yok metrobüs ise hiç yok millet AKP nerede diye feryat figan içinde :) Şaka bir yana o kasaba görünümlü şantiye hayatını çok inandırıcı yansıtmışlar ben şahsen keklendim ne yalan söyleyeyim. Kostümler de muhteşem. Yapımcılar büyük ihtimalle iç pazar için hatta direkt orta Amerika ahalisi için çekmişlerdir bu diziyi ama paraya acımamışlar prodüksiyon iyi. Orospuların yaşam koşulları, zenci beyaz ayrımının hala devam etmesi, pantolona “pants” değil de “trousers” demeleri ve İrlandalı iki kardeşin üç beş Avrupa fotoğrafı gösterip voleyi vurması gibi hoş detaylar var bu dizide. Neyse bizim esas oğlan Bohannon’a dönecek olursak eleman geliyor Hell on Wheels’e zencilere ekip başı olarak çalışma hayatına atılıyor. İç savaş sırasında Kuzeyliler zencilere özgürlüğü savunurken Güneyliler zencilerin köle olmasından yana tavır alıyor dolayısıyla da özgürlüğünü kazanan zenci ırgatlar bizim Güneyli Bohannon’dan tiksiniyorlar :) Esas oğlanımız harbi delikanlı olduğu için ve ilerleyen zamanlarda “walking balls” yane aşırı daşşaklı biri olarak niteleneceğinden dolayı bunlar kıytırık problemler olarak önümüze çıkıyor. Senaristler sanki Sefiller romanından etkilenmiş gibi geldi bana. Bohannon’ın birkaç hareketindeki babacanlığa ve alçak gönüllülüğe bakınca karşımda Jan Valjean’ı görür gibi oldum. Fakat fazla ümitlenmeyin bizim esas oğlan ne tam iyi ne de tam kötü birisi, gri bir rengi var elemanın. Dizideki diğer karakterler de böyle; mesela açgözlü kapitalistimiz Mr. Durant bile açık açık kötü olduğunu söylemesine rağmen arada bir gözümüze iyi kılığında görünmüyor değil.

Esas oğlanımızın intikam hikayesi Elam adlı zenci ırgatımızın eşitlik, birey olma, kodoman olma gibi hülyalarıyla grup sex yapmaya başlayınca bu ikili de bir ekip olarak karşımıza çıkıyor. Bazen aralarına serpiştirilen nifak tohumlarının gazına gelseler de birbirlerini boynuzlamamaya özen gösteriyorlar. Lily Bell ise bir garip karakter. Kocası gözleri önünde acımasızca kızıl derililer tarafından boğazlanıyor. Kocası Union Pacific için önemli bir mühendis ve bu hanımefendi de bazı kritik bilgilere vakıf olduğundan ilerleyen bölümlerde Hell on Wheels kasabasına tutunabiliyor. Sweet dediğim yarma ise kasabanın güvenliğinden sorumlu. Adam Norveçli ama millet onu İsveçli sanıyor o yüzden de Sweet diyorlar bu lavuğa. Bizim esas oğlanın ensesinden ayrılmıyor olsa da ben sevdim bu adamı. Kazuletliği, meymenetsiz suratı, tane tane İngilizce konuşması ve analitik zekası bitirdi beni :) Black Moon denen kızıl derili ve yanındaki göttoş rahibi ise hiç sevmedim. Zaten öyle aman aman karakterler de değiller benim gözümde. Tabii sizler için önemli olabilir bahsetmesem size ayıp etmiş olurdum doğrusu :)

Gitar var, mızıka var, kızıl derili var, zenci var, çamur var, bol sigara ve brandy var, buharlı tren var, bol bol orospu var ama sikiş sahnesi az, kapitalisti var, silahşoru var, kanun kaçağı var sözün özü ne ararsanız var bu dizide. Ben severek izledim size de tavsiye ederim. Bir lost, bir breaking bad, bir sülüman, bir kuzey güney değil elbette ki ama izlerseniz de çok pişman olmazsınız :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder