14 Ocak 2010 Perşembe

Kendimle intihar ediyorum


Nerede, ne şekilde ve niçin olduğunu tamamen bilmemekle beraber emin olduğum bir şey vardı ki o da hayatımın en berbat dönemlerinden birini yaşadığımdı. Şu lanet dünya yine beni anlamıyordu anlayacağınız. Karar çoktan tarafımca alınmıştı, kalemi idam hükmü veren bir yargıç edasıyla kırmış ve intihar demiştim. Namaz kılmayan, oruç tutmayan, hacca gitmeyen ama yine de ironik bir şekilde kendini "iyi bir müslüman" olarak tanımlayan birisi olarak banyoya girdim ve gusül abdesti aldım. Tabii ki dünyaya gözlerimi kapamadan önce son bir kez otuzbirimi çekmeyi de ihmal etmedim. Doğrusunu söylemek gerekirse baya iyi sayılırdı ama yine de spermlerimi banyonun tavanına vardıramamıştım ( sorun değil zaten nasıl olsa kimse yapamıyor). Neyse sağlık olsun. Çok dikkatli bir biçimde abdestimi aldım ve sonrasında banyodan çıktım.

Odamda bir güzel kurulandıktan sonra eğildim çekmeceye doğru temiz don ve atlet almak için. Çekmeceyi açtım ama açmaz olaydım keşke. Bizim evdeki en keskin bıçaktan bile daha keskin olduğunu öğrendiğim çekmecenin bir köşesine elimi kestirdim. Bendeki de laf mı işte zaten talihli olsam niye intihar edeyim ki? Çekmece denen kıçı kırık bi edevat bile adama problem çıkarır mı? Her neyse, elimde kan tomurcukları ve içimde de inanılmaz acılar birikti. Bu saçma salak olaya o kadar sinirlendim ki gözlerim yaşla doldu a.q. Son dakikalarımda ben böyle işin içine... diye başlayan hayatımın son özneli, yüklemli, tümleçli cümleciklerimi havaya savuruyordum. Bu puşt hayat ölmemi ne kadar da çok istiyor diye düşündüm. Yine bir neyse siktir et faslı çektikten sonra elimi yara bandı ile sardım, üstümü giyme işlemlerini tamamladım. Ve sıra geldi intihar mektubunu yazmaya. Yani işin en zevkli kısmına. Ailemden başlayıp arkadaşlar, platoniğim ve dünyadaki diğer yaratıkları izleyen bir sıralama içinde sheakespare'i bile gördüğünde hasedinden çatlatacak akıcılıkta ve şiirsellikte bir intihar mektubu yazdım. Öylesine beğendim ki intihar etmekten vazgeçip mektubu bir dergiye yollayıp sonra isim yaparak ordan-burdan bir şekilde parayı kırıp, paraya "bok" kadınlara da "Çoşkun" tarifesi geçsem mi diye de düşünmedim değil. Fekat hayatın bana bu kadar lütufkar davranmayacağını bildiğim için hemencecik uyandım bu salak düşten. Mutluydum lan aslında, sağlam laflar sokmuştum herkese ve işin üstüne ölümüm de eklenince yani her şey geriye döndürülemez bir hal alıpta vicdan azaplarıyla baş başa armut gibi kaldıklarını düşündükçe hayatımda zevk denen birşeyin var olduğunu hissediyordum hayatımda ilk kez.

Gusül abdesti almıştım, mektup hazırdı ve şimdi sıra (internet denen son derece gereksiz icattan araştırıp öğrendiğim) intihar düğümü attığım ipi tavana bağlayıp işi bitirmeye gelmişti. Merdiveni kurup ampulleri söktüm ve zar zor ipi sağlam bir şekilde tavandan sarkan kablolara düğümledim. Götümden ter akmıştı resmen ama sonunda başarmıştım işte, kurmuştum düzeneği. Mektubu asılı olacağım yerin tam altına koydum, hemen görsünler diye. Yutkundum ve yavaş yavaş merdivene çıktım, boynuma ipi geçirdim, aşağıya baktım. Deli gibi korkuyordum ve bu korku içime, aslında hayatımın bir şekilde yoluna girebileceğine dair ipe sapa gelmez umutlar pompalayıp duruyordu. Böyle birkaç dakika tereddüt içinde kaldım. Gözümden yaş geldi a.q., kendi ölümüme üzüldüm. Yutkunayım dedim yutkunamadım. Böyle saçma sapan boğaz hareketleri yapıp duruyorum. Sonra yazdığım kutsal mektubum takıldı gözüme, daha doğalı yarım saat olmamasına rağmen Gollum ile yüzük arasındakine benzer bir bağ oluşmuştu sanki aramızda. Neden o merdivende durduğumu bana hatırlattı ve kendi sonsuzluğuma doğru bir adım atmamı sağladı.


Boynum çok acıdı ve tavandan bir toz bulutu yükseldi. Allah'tan kablolar sağlam çıkmıştı ve komik bir şekilde yere düşmemiştim. Çok acıdı lan canım, it gibi debelendim a.q. ama işte sonunda başarmıştım. Bir saniyelik bir karanlık ve yeniden dönüş. Demek ruh dedikleri şey hakkaten vardı. Ancak bir problem vardı bu salak cesedin içine sıkışıp kalmıştım ve hareket edemiyordum. Bir onbeş dakika kadar böyle sürdü bu durum. Taa ki küçük kardeşimin aptal köpeği odaya gelipte aptal aptal gözlerini bana dikene kadar. Köpekler hani duygusal hayvandı lan, itoğlu it ağlamadı bile. Öyle bön bön baktıktan sonra mektubumu gördü. Patileriyle azcık yokladı, sonra sümüklü burnuyla da birazcık kokladı. Ne olduysa o anda oldu deli-manyağa ve odanın içinde çılgınlar gibi tur atmaya başladı. Sonra kaptı mektubu çıktı dışarı, aynı anda da ben bedenimden çıktım. Sanki Counter-Strike oynuyoruz köpek koşuyor ben peşinde ama istemsiz olarak, ölen oyuncuların takibi gibi. Aptal hayvan evin kapısındaki onun için peder beyin yaptırdığı delikten geçerek sokağa çıktı ve arka mahallelere doğru koştu, çıkmasından nefret ettiğim ama inmekten zevk aldığım o yokuşu da tırmanarak tepe bi alana geldi. Başladı toprağı deşmeye, ikna olduğu bir derinliğe gelince salyalı ağzıyla zaten içine sıçtığı mektubumu çukura attı, yetmezmiş gibi bi de domalıp üstüne sıçtı. Temiz hayvan tabi, hızlıcana bokunu toprakla kapattı. Yine manyaklar gibi koşmaya başladı ve zannedersem bizim eve gitti. Köpekle aramda bi bağ olmadığını o zaman anladım. Ben lanet mektuba takılıp kalmıştım. Şu hiç haz etmediğim Amerikan filmleri doğru çıkmıştı a.q. Ruhumla bu mektup arasında bir bağ oluşmuştu ve o bulunmadan ben cehennemime gidemeyecektim. Orda öylece aptal gibi (gibisi fazla) havada asılı kalıp gece gündüz o yakında bir tarla bile olmayan tepeye bekçilik edecektim. Amına koyayım ben böyle işin dedim.

Üç defa Beter Böcek diye bağırsam kurtulurmuydum acaba? Bu melekler nerede? Cesedime ne oldu lan, nasıl gömdüler acep beni? Kıyamete kadar burda hödük gibi bekleyecem mi a.q.? Bu ne sikim iş lan, hayat var ya ben senin taaa amına koyayım e mi???